HEYBELİADA

Leave a comment

Heybeliada, İstanbul’un Büyükada’dan sonra en büyük adasıdır. Adaya Heybeliada denilmesinin sebebi, uzaktan bakıldığında adanın yere bırakılmış bir heybeye benzemesidir. İstanbul’un en çok rağbet gören sayfiye yerlerinden biridir. Sadece doğasıyla, temiz havası ve güzellikleriyle değil, Bahriyesi, Sanatoryumu, Ruhban(Papaz) Okulu gibi kurumlarıyla da ünlüdür.
Bugün, adanın nüfusu 7 bin civarındadır. Ancak yaz mevsimlerinde bu nüfus birkaç kat artmaktadır. Yazları günübirlik gelen ziyaretçiler de eklendiğinde, Adanın yaz nüfusunun 50 bini aştığı düşünülebilir.

 
Diğer adalara olduğu gibi Heybeliada’ya da vapur seferleri 19. Yüzyıl ortalarında yapılmaya başlanmıştır. Zengin Rumlar’ın yaşadığı adada, Bahriye’nin de bulunması nedeniyle önemli miktarda Türk nüfus da yaşamıştır. Adanın nüfusu, 1820’de 800 olarak tespit edilmiş iken vapur seferlerinin başlamasından sonra 2000’e çıkmıştır. Kurtuluş savaşı ve mübadele sırasında diğer adalar gibi sakinleşen Heybeliada, 1950’li yıllarda yeniden canlılığını kazanmaya başlamıştır.

 

 

 

4
Adanın eni 2700 metre, boyu 1200 metredir. 4 tepeden oluşan Heybeliada, İstanbul adalarının orta yerinde bulunmaktadır. En yüksek tepe Değirmentepe’dir (136 metre) Diğer tepeler, Taşocağı Tepesi, Makarios Tepesi ve Ümit Tepesi’dir. Eski adı Papaz Tepesi olan bu tepe 85 metre yüksekliğinde olup üzerinde Papaz Okulu bulunmaktadır. Adada 4 de liman vardır. Güzel bir koyda bulunan Çam Limanı ile Bahriye Limanı bunların en önemlileridir. Adanın önemli yapıları, Bahriye Okulu, Aye Ofemya Ayazması, Türkiye’nin ilk sanatoryumu olan Heybeliada Sanatoryumu (Kuruluş: 1924), Heybeliada’nın ünlü sakinlerinden olan Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesi, Abbas Halim Paşa Köşkü, Papaz Okulu, diğer dini yapılar ve resmi binalardır.

 

 

 

 

Resmi Büyüt

Adadaki, birine “Büyük Tur”, diğerine “Küçük Tur” denilen iki tur yolunda, yaz mevsimlerinde eşek ve arabalarla turlar yapılır. Küçük Tur’a, Aşıklar Turu da denmektedir. Heybeliada da, İstanbul’un diğer adaları gibi, motorlu araçtan arındırılmıştır. Evliya Çelebi, Heybeliada’da bir Bostancıbaşı ile birkaç Subaşı askerinin bulunduğunu, adanın gelirinin Kaptan Paşa’ya verildiğini kaydeder.

 

 

 

 
İstanbul’u en çok yazan ediplerimizden Ahmed Rasim, Heybeliada’da medfundur. Ancak Heybeliada ile ilgili bir eseri bulunmamaktadır. Ahmet Rasim’in yeğeni Yesari Asım’ın Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık” şarkısı, Heybeli’deki bir çok şeyden daha ünlüdür. Aziz Nesin, Zeyyat Selimoğlu gibi yazarlar da eserlerinde Heybeliada’dan çokça söz etmişlerdir.

 

 

 

 

 

Deniz Lisesi

Resmi Büyüt

XVIII. asrın yarısına kadar Osmanlı donanmasında ve korsan gemilerinde kaptan yetiştirilmesi her hangi bir teşkilata bağlı olmayıp, babadan oğula ve ustadan çırağa ameli olarak yürütülmekte idi. Osmanlı İmparatorluğunda eğitim sistemine dönüş hareketi l734’te Üsküdar Mühendishanesi’nin açılması ile başlar. Bugünkü Deniz Harp Okulu’nun nüvesini teşkil eden mektep, ilk defa çeşme mağlubiyeti üzerine 18 Kasım 1776 da (devrin Kaptan-derya’sı) Cezayirli lakabıyla anılan Hasanpaşa’nın teşebbüs ve padişahın iradesi alınarak Kasımpaşa’ da tersane içinde (Mühendishane-i Bahri Hümayun) adı ile kuruldu. 29 Ekim 1784 de Sadrazam Halil Ahmedpaşa’nın teşebbüsü ve iki Fransız mühendisi yardımıyla, mektep programları genişletilerek bir (Bahriye Tatbikat Mektebi) ihdas edildi. Padişah III. Selim zamanında esaslı ıslahat haraketleri neticesi, Kaptaruderya Küçük Hüseyinpaşa’nın hizmeti ile Kadıköy’ de inşa edilen bir binada (1795′ de) Mühendishane-i Amire adında bir mektep tesis edildi. XIX. asrın başından itibaren, mektebin yeniden ihyası ve devrin icaplarına uygun bir hale getirilmesi hususunda muhtelif teşebbüsler yapıldı. Bu meyanda Padişah III. Selim’in Kaptanıderyası Hüsrevpaşa zamanında Mühendishanei Bahri adı ile Heybeliada’da evvelce Bahriye Kışlası olarak inşa edilen binaya nakledildi (1824). Kırım Harbi sırasında, Bahriye Mektebi yeni zihniyetle ele alındı. Üç çeyrek asır müddetince Deniz Mektebi normal olarak eski yerinde kaldı. Fakat i. Cihan Harbi sırasında (1917′ de) bir defa daha yer değiştirdi ve Türk Ortodoks İlahiyat Mektebi’nde ve Mukaddes Teslis ve Grek Ticaret Mektebi’nde ve Panayia’nın kalıntılarında yerleşti. Bir sene sonra tekrar eski yerine döndü. İnşaiye sınıfı yeniden ihdas edildiği gibi Kasımpaşa’da “Haddehane” tabir edilen mektepte lüzumlu makine zabiti yetiştirilmekte iken devrin tekniğine uygun evsafta makine zabiti yetiştirilmek üzere şimdiki makine sınıf okulları binasında Çarkçı Mektebi ihdas edildi. Bunlara ilaveten bir namzet mektebi kuruldu. Bu mektebin yeri şimdiki Ruhban Okulu olup keza bu bina Mondros mütarekesi ve beynelmilel bir anlaşma gereğince Rum tebaya terk edilerek “Rum OrtodoksIarın Ruhban Okulu haline” dönüştü. (Halen aynı maksatla kullanılmaktadır.) Bu binanın terki ile talebeleride Çarkçı Mektebi talebeleri gibi Bahriye Mektebi’ne nakledildi. Bu suretle her iki mektep Mekteb-i Bahriye adı altında çalışmalarına devam etti. 27 Mayıs 1928’de Erkanı Harbiye-i Umumiye Riyaseti emirleri ile “Mekteb-i Bahriye” tedrisatı maarif esaslarına inkılap ettirildi. Ve Deniz Lisesi adını aldı. Üç yıllık lise tahsilini müteakip, iki yıl süreli harp mektebi tahsili ikame edilerek mektebin ismi DENİZ HARP MEKTEBİ ve LİSESİ oldu.

Triada Manastırı ve Kilisesi

Resmi Büyüt

Ada’nın kuzeyinde, bugünkü adıyla Ümit Tepesi’nde adalıların deyimiyle Papaz Dağındadır. İlk adı Sina kilisesine bağlı anlamına gelen Siyon idi. çünkü muhtemelen Kudüs Patrikhanesine bağlıydı. Ancak sonradan Hristiyanlığın temel ilkesi olan Tanrı, Hz. İsa ve Ruh-ü! Kudüs (Kutsal Ruh) üçlüsü anlamına gelen “Triada” adı verilmiştir. Manastır sonradan Ruhban Okulu’na dönüştürülmüştür. Kilise ise okulun bahçesinde uzaktan bakıldığında görülemeyecek kadar küçük bir yapıdır. Aya Triada Ada’nın en eski manastın ve kilisesidir. Çok eski bir inanışa göre manastırın kurucusu Patrik Fotiyus’dur.

 

Ayios Nikolaos Rum Ortadoks Kilisesi

Resmi Büyüt

Ayios Nikolos Kilisesi patrik I.Samuil (Byzantios) hayatının son dört senesini yaşadığı ve 10 Mayıs 1775’te ölünce kilisenin altına gömüldüğü mezarın üstüne inşa edilmiştir. II.Abdülhamit zamanında (1894) büyük zelzelede oldukça harap olduğundan esaslı bir tamir görmüştür.

Aya Yorgi (Saint Georges) Uçurum Kilisesi

Resmi Büyüt

Heybeliada’nın Büyükada (Nizam semtine karşı) cephesinde, sanatoryum yolu üzerinde yüksekçe bir falez üzerinde olması sebebiyle, Krimnos Precipise Uçurum manastırı da denir. S.Vizandios’a göre manastır kolay kırılan bir kaya üzerindedir. 1862′ de toprak kaymasını önlemek üzere bir keşiş Aya Effimia ayazması üzerine duvar yaptırmıştır.

 

 

 

Süslü Mezar

Resmi Büyüt

Aya Yorgi manastırının önündeki yola yakın bir yerde kubbeli, renkli camlı, içindeki yüksek bir kaide üzerinde melek heykeli olan çok güzel özgün bir mezardır. İngiltere’nin Gemlik baş konsolosu Kangelidis’ in karısına aittir, heykelleri İtalya’ dan getirtilmiştir. 1868 yılında yapılmıştır. Kangelidis’in de kendi mezarı da avlusundadır.

 

 

 

Sanatoryum

Resmi Büyüt

Eskiden verem hastalığı ile savaşmak için, güzel havalı yerlerde dinlenmekten başka çare yoktu. Heybeliada’nın havasının da eskiden beri vereme iyi geldiği biliniyordu. Bu hastalığa tutulan kişiler Ada’ya gelir ve şifa bulurlardı. Sanatoryum da bu nedenle Heybeliada’da kuruldu.
Cumhuriyetin ilanından sonra Ada’daki ilk önemli olay Sanatoryum un açılışıdır. Sanatoryum 1 Kasım 1924 günü 16 yataklı küçük bir hastane olarak, Çam Limanının Yeşil Burun adındaki burnun dibindeki binada açıldı. Önceleri erkek hastalar kabul ediliyordu. Hastane kısa sürede gelişti, sonra sanatoryumun kurucusu Dr.Tevfik İsmail Gökçe’nin adı verilen kadınlar kısmı da açıldı.
1 Ağustos 2005 tarihinde Sağlık Bakanlığı’nın verdiği onayla Heybeliada Sanatoryumu Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Süreyyapaşa Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kadro ve tıbbi donanımı ile nakledilmesi kararı verildi.

Heybeliada Camii

Resmi Büyüt

Ümit sokağında bulunan camii “İstanbul’da Yeni Postane karşısında ve Valide Hanımın bulunduğu yerde arsa haline inkılap eden Kadıasker Abdülkadir Efendi Camii (diğer adıyla meydancık camii) ne bedel olarak, yine bu nam altında, vakıflar idaresi tarafından yaptırılmış, planları 1935-36 tarihlerinde tanzim edilmiştir.

 

 

 

Diğer Binalar

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Evi
Resmi Büyüt

İsmet İnönü Köşkü
Resmi Büyüt

Halki Palas
Resmi Büyüt

İSTANBUL’ DA SAKLI CENNET; ANADOLU KAVAĞI

Leave a comment


Eğer istanbulu geziyorsanız yada İstanbulda yaşayıp şehrin yoğun temposundan biraz uzaklaşmak istiyorsanız işte size gittiğiniz asla pişman olmayacağınız bir semt. küçük bir balıkçı semti olan Anadolu Kavağı güleryüzü ve sıcacık ortamı ile bir akşam yemeği için sizleri bekliyor.

Mahallenin tepesinde, Marmara Denizi ile Karadeniz’in bağlantı noktasına hakim bir noktada konumlanan, Doğu Roma döneminden kalma Yoros Kalesi, mahallenin turiziminin ana dayanağıdır. Bir diğer turistik öğe de mahallenin balıkçı restoranlarıdır. Bunlar sayesinde yaz aylarında mahalle nüfusunun 4-5 katı turist çekebilmektedir. Yerli turist daha çok karayoluyla gitmeyi tercih ederken, yabancı turistler daha çok şehir hatlarının gezi vapuruyla gitmeyi tercih ederler.

ANITKABİR

Leave a comment


Anıtkabir, Türk Kurtuluş Savaşı’nın ve inkılaplarının önderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün, Ankara Anıttepe’de (eski adıyla Rasattepe) bulunan anıt mezarıdır. Ayrıca dördüncü cumhurbaşkanı Cemal Gürsel de 1966 yılında devrim şehitleri bölümüne defnedilmiştir (6 Kasım 1981 tarihli Devlet Mezarlığı Kanunu 1.madde 2.fıkra gereğince, 27 Ağustos 1988’de çıkartıldı). 1973’den beri İsmet İnönü’nün kabri de Anıtkabir’dedir.

Barış Parkı

Anıtkabir; Atatürk’ün Yurtta Sulh, Cihanda Sulh özdeyişinden ilham alınarak, çeşitli yabancı ülkelerden ve Türkiye’nin bazı bölgelerinden getirilen fidanlarla oluşturulan yeşil alan içinde yükselmektedir. Bu nedenle de adına Barış Parkı denilmiştir. Afganistan, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Avusturya, Belçika, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hindistan, Irak, İngiltere, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kıbrıs, Mısır, Norveç, Portekiz, Yugoslavya ve Yunanistan olmak üzere 24 ülkeden çeşitli ağaç ve fidanlar getirilmiştir. Bugün Barış Parkı’nda 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağacı, ağaççık ve süs bitkisi bulunmaktadır.

Anıt Bloku

Toplam 120.000 m² lik bir alanı kaplayan Anıtkabir Anıt Bloku üç bölümden oluşmaktadır:
Aslanlı Yol
Tören Meydanı
Mozole
Anıtkabir’e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde uzanan yoldan Aslanlı Yol başındaki 26 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır. Merdivenin hemen başında karşılıklı olarak “İstiklâl” ve “Hürriyet” kuleleri yer alır.
Anıtkabir yapı topluluğu içinde, simetri gözetilerek yerleştirilmiş olan on adet kule vardır. Bu kulelere Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşumunda büyük tesirleri olan yüce kavramları temsil eden isimler verilmiştir. Kuleler, plan ve yapı bakımından birbirinin benzeridir. Kareye yakın 12 x14 x7,20 m. boyutlarında dikdörtgen plan üzerine kurulmuş olan kulelerin üzeri piramit biçiminde çatılarla örtülüdür. Çatıların tepelerinde, eski Türk çadırlarında görülen tunç mızrak ucu vardır. Eski Türk kilim desenlerinden alınmış geometrik süslemeler, fresk tekniğinde uygulanmıştır.
Ayrıca kulelerin iç duvarlarında, o kulenin ismiyle ilgili bir kompozisyon ve Atatürk’ün özlü sözleri bulunmaktadır.

İstiklâl Kulesi

Aslanlı Yol’un sağ başındaki İstiklâl Kulesi’nin iç duvarlarında bulunan kabartmada, ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında bir kaya üzerine konmuş kartal figürü görülmektedir. Kartal, mitolojide ve Selçuklu sanatında gücün, istiklâl ve bağımsızlığın sembolü olarak tasvir edilmiştir. Kılıç tutan genç ise istiklâli savunan Türk milletini temsil etmektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir.
Ayrıca kule duvarlarında yazı bordürü olarak Atatürk’ün istiklâlle ilgili şu sözleri yer almaktadır:
Ulusumuz en korkunç yok oluşla son buluyor gibi görünmüşken, tutsak edilmesine karşı evladını ayaklanmaya davet eden atalarının sesi, kalplerimiz içinde yükseldi ve bizi son Kurtuluş Savaşı’na çağırdı. (1921)
Hayat demek savaşma, çarpışma demektir. Hayatta başarı kesinlikle savaşta başarı kazanmakla mümkündür. (1927)
Biz hayat ve bağımsızlık isteyen ulusuz ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı hiçe sayarız. (1921)
İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk ulusu, Türkiye’nin gelecekteki çocukları, bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar. (1927)
Bu ulus bağımsızlıktan yoksun olarak yaşamamıştır, yaşıyamaz ve yaşamıyacaktır, ya istiklal ya ölüm. (1919)
Kulenin içinde ise Anıtkabir maketi ile Anıtkabir’i tanıtıcı ışıklı panolar bulunmaktadır.
Kulenin önünde, ulusal kıyafetler giymiş üç kadından oluşan ‘Kadın Heykel Grubu’ bulunmaktadır. Bu kadınlardan kenarlardaki ikisi yere kadar uzanan kalın bir çelenk tutmaktadır. Başak demetlerinin meydana getirdiği çelenk Türkiye’nin bereketini temsil etmektedir. Soldaki kadın, ileri uzattığı elindeki kapla Atatürk’e Tanrı’dan rahmet dilemekte, ortadaki kadın eliyle yüzünü kapamış ağlamaktadır. Bu üçlü grup, Türk kadınının Atatürk’ün ölümünün derin acısı içinde bile gururlu, ağır başlı ve azimli oluşunu dile getirmektedir. Heykel grubu Hüseyin Anka Özkan’ın eseridir.

Hürriyet Kulesi

Aslanlı Yol’un sol başında bulunan Hürriyet Kulesi içindeki kabartmada; elinde kâğıt tutan melek figürü ile meleğin yanında şaha kalkmış bir at tasvir edilmiştir. Melek figürü bağımsızlığın kutsallığını, elindeki kâğıt “Hürriyet Beyannamesi”ni sembolize etmektedir. At figürü ise hürriyet ve bağımsızlık sembolüdür. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir.
Kule duvarlarında Atatürk’ün hürriyet ile ilgili şu sözleri yazılıdır.
Esas, Türk ulusunun saygın ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir işleme hak kazanamaz. (1927)
Bence, bir ulusta şerefin, onurun, namusun ve insanlığın sürekli olarak bulunabilmesi kesinlikle o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına sahip olabilmesiyle mümkündür.
Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayandığı ulusal egemenliktir.
Bütün tarihsel yaşantımızda özgürlük ve bağımsızlığa sembol olmuş bir ulusuz.
Kule içinde Anıtkabir’in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi ve inşaatta kullanılan taş örnekleri bulunmaktadır.
Kulenin önünde üç erkekten oluşan ‘Erkek Heykel Grubu’ bulunmaktadır. Sağdaki erkek başında miğferi ve kalın kaputu ile Türk askerin, onun yanındaki elinde kitabı ile Türk gençliğini ve aydın insanını, biraz gerisindeki ise yerel kıyafeti ile Türk köylüsünü temsil etmektedir. Heykellerin yüzünde derin acı ile Türk Milleti’nin kendine özgü ağırbaşlılığı ve yüksek irade gücü dile getirilmiştir. Heykel grubu Hüseyin Özkan’ın eseridir.

Aslanlı Yol

Aslanlı Yol’da aslan heykelleri
Ziyaretçileri Atatürk’ün huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 metre uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 oğuz boyunu temsil eden 24 tane aslan heykeli bulunmaktadır. Heykeller çift çift sıralanmıştır ki bu da Türk milletinin birlik ve beraberliğini temsil eder. Atatürk’ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem nedeniyle, Anadolu’da uygarlık kuran Hititler’in sanat üslubu ile yapılan aslan heykelleri kuvvet ve sükûneti temsil etmektedir. Yol traverten taşları ile döşelidir. Yolun sonunda Türk bayrağı ve Çankaya görünmektedir. Heykeller Hüseyin Anka Özkan’ın eseridir.

Mehmetçik Kulesi

Aslanlı yolun bitiminde sağda ‘Mehmetçik Kulesi’ yer almaktadır. Kulenin dış yüzeyinde yer alan kabartmada; cepheye gitmekte olan Mehmetçik’in evinden ayrılışı ifade edilmektedir. Bu komposizyonda, elini asker oğlunun omuzuna atmış onu vatan için savaşa gönderen hüzünlü, fakat gururlu anne tasvir edilmiştir. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir.
Kulenin duvarlarında Atatürk’ün Mehmetçik ve Türk kadınları hakkında söylediği özlü sözler yer almaktadır:
Kahraman Türk eri Anadolu savaşlarının anlamını kavramış, yeni bir ülke ile savaşmıştır. (1921)
Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda Anadolu köylü kadının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkânı yoktur. (1923)
Bu ulusun çocuklarının özverileri, kahramanlıkları için ölçü birimi bulunamaz.
Kulenin içinde, 60 kişi kapasiteli ‘Sinevizyon Salonu’ bulunmaktadır. Burada Atatürk ve Anıtkabir ile ilgili belgesel filmler gösterilmektedir.

Müdafaa-i Hukuk Kulesi

Aslanlı yolun bitiminde solda yer alan bu kule duvarının dış yüzeyinde yer alan kabartmada, Kurtuluş Savaşı’nda ulusal birliğin temeli olan Müdafaa-i Hukuk dile getirilmektedir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileri uzatmış sınırlarımızı geçen düşmana “Dur!” diyen bir erkek figür tasvir edilmiştir. İleri uzatılan elin altında bulunan ulu ağaç Türkiye’yi, onu koruyan erkek figürü ise kurtuluş amacıyla birleşmiş olan milleti temsil etmektedir. Kabartma Nusret Suman’ın eseridir.
Kulenin duvarlarında Atatürk’ün Müdafaa-i Hukuk konusunda söylediği sözler yer almaktadır:
Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır. (1919)
Ulus bundan sonra hayatına, bağımsızlığına ve bütün varlığına şahsen kendisi sahip çıkacaktır. (1923)
Tarih; bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. (1919)
Türk ulusunun kalbinden, vicdanından doğan ve onu esinlendiren en esaslı, en belirgin istek ve iman belli olmuştu: Kurtuluş. (1927)
Kulenin içinde Anıtkabir ve Atatürk ile ilgili çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar ziyaretçilere sunulmaktadır.

Tören Meydanı

Aslanlı Yol’un sonunda yer alan Tören Meydanı 129 x84,25 m. boyutlarındadır. 15.000 kişi kapasiteli bu alanın zemini; siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.

Bayrak Direği

Anıtkabir’in Çankaya yönündeki 28 basamaklı tören meydanına giriş merdivenlerinin ortasında, tek parçalı yüksek bir direk üzerinde Türk bayrağı dalgalanır. Amerika’da özel olarak yaptırılan 33.53 m yüksekliğindeki bu direk, Avrupa’daki tek parça çelik bayrak direklerinin en yükseğidir. Direğin 4 metresi kaidenin altında kalmaktadır. Amerika’da yaşayan Türk asıllı Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı Nazmi Cemal tarafından, kendi bayrak direği fabrikasında imal edilerek 1946 yılında Anıtkabir’e hediye edilmiştir. Bayrak direğinin kaidesinde yer alan kabartmada; meşale Türk medeniyetini, kılıç taarruz gücünü, miğfer savunma gücünü, meşe dalı zaferi, zeytin dalı ise barışı simgelemektedir. Türk bayrağı, ulusun yurdunu savunma, zafer kazanma, barışı koruma ve uygarlık kurma gibi yüce değerleri üzerinde dalgalanmaktadır. Kabartma Kenan Yontuç’un eseridir.

Anıtkabir Kitaplığı

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi Komutanlığı Karargâhı içinde Anıtkabir Kitaplığı bulunmaktadır. Atatürk, Millî Mücadele ve İnkılâplar konulu Türkçe ve yabancı dillerde kitapların bulunduğu bir ‘ihtisas kitaplığı’ olarak, araştırmacı ve okuyucuya hafta içi 09.00-12.30 / 13.30-17.00 saatleri arasında hizmet vermektedir. Kitaplıkta 3113 cilt kitap bulunmaktadır.[2]

Zafer Kulesi

Atatürk’ün naaşını taşıyan top arabası
Kulenin duvarlarında Atatürk’ün en önemli üç zaferinin tarihi ve zaferle ilgili özlü sözleri yazılıdır.
Kule içinde Atatürk’ün naaşını 19 Kasım 1938 tarihinde İstanbul Dolmabahçe Sarayı’ndan alarak Sarayburnu’nda donanmaya teslim eden top arabası sergilenmektedir.

İsmet İnönü’nün lahdi

Barış ve Zafer Kuleleri arasında yanları açık sütunların oluşturduğu galerinin ortasında 25 Aralık 1973 yılında vefat eden Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı, Kurtuluş Savaşı’nın Batı Cephesi komutanı ve II. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün sembolik lahdi bulunmaktadır.Mezar odası alt kattadır.

İsmet İnönü’nün lahdi

İsmet İnönü, Anıtkabir’e 28 Aralık 1973’te Bakanlar Kurulu kararı ile defnedilmiştir.

Barış Kulesi

Kulenin iç duvarında Atatürk’ün Yurtta Barış, Dünyada Barış ilkesini dile getiren bir kabartma kompozisyonu yer almaktadır. Bu kabartmada çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan bir asker figür tasvir edilmiştir. Bu asker barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk ordusunu sembolize etmektedir. Yani vatandaşlar Türk ordusunun sağladığı huzur ortamı içinde günlük hayatlarını devam ettirmektedirler. Kabartma, Nusret Suman’ın eseridir.
Kule duvarlarında Atatürk’ün barış ile ilgili şu sözleri yer almaktadır.
Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir. (1935)
Yurtta Barış, Cihanda Barış.
Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir. (1923)
Kulenin içinde ise Atatürk’ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.

23 Nisan Kulesi

Kulenin iç duvarında 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını temsil eden bir kabartma yer almaktadır. Bu kabartmada, ayakta duran kadının tuttuğu kağıdın üzerinde 23 Nisan 1920 yazılıdır. Kadının diğer elinde Millet Meclisimizin açılışını simgeleyen bir anahtar bulunmaktadır. Kabartma, Hakkı Atamulu’nun eseridir.
Kule duvarlarında meclisin açılışıyla ilgili Atatürk’ün özlü sözleri yer almaktadır:
Bir tek karar vardı: O da ulusal egemenliğe dayalı, hiçbir koşula bağlı olmayan bağımsız, yeni bir Türk Devleti kurmak. (1919)
Türkiye Devletinin tek ve gerçek temsilcisi yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
Bizim bakış açılarımız kuvvetin, gücün, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır.
Kule içinde Atatürk’ün 1936-1938 yılları arasında kullandığı Cadillac marka özel otomobili sergilenmektedir.

Misak-ı Millî Kulesi

Müzenin girişindeki bu kulenin içinde bulunan kabartma, ulusun tek vücut olarak kenetlenişini sembolize etmektedir. Kabartma, bir kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş dört elden ibarettir. Bu komposizyon Türk vatanının kurtarılması için içilen millet andını ifade etmektedir. Kabartma Nusret Suman’ın eseridir.
Kulenin duvarlarında Atatürk’ün Misak-ı Milli ile ilgili şu sözleri yazılıdır:
Kurtuluşumuzun genel kuralı olan ulusal andı tarih safhasına yazan ulusun demir elidir. (1923)
Ulusal sınırlarımız içinde özgür ve bağımsız yaşamak istiyoruz. (1921)
Ulusal benliği bulamayan uluslar başka ulusların avıdır. (1923)
Kulenin içinde Anıtkabir’de icra edilen törenlerde Anıtkabir Özel Defteri’nin imzalandığı kürsü yer almaktadır. Aynı zamanda müzenin girişi olan bu kulede bulunan aktüalite panolarında Anıtkabir’de yapılan önemli törenlere ait fotoğraflar da sergilenmektedir.

İnkılâp Kulesi

Müzenin devamı olan bu kulede Atatürk’ün giydiği elbiseler sergilenmektedir. Kulenin iç duvarında yer alan kabartmada zayıf, güçsüz bir elin tuttuğu sönmek üzere olan bir meşale, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu’nu simgelemektedir. Güçlü bir elin göklere doğru kaldırdığı ışıklar saçan diğer bir meşale ise, yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk’ün Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için yaptığı inkılâpları simgelemektedir. Kabartma Nusret Suman’ın eseridir.
Kule duvarlarında Atatürk’ün inkılâplarla ilgili şu sözleri yazılıdır:
Bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine, uygarlaşmasına teknik imkân ve bilimsel ihtimal yoktur.
Biz ilhamlarımızı gökten ve bilinmeyen alemden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.
Atatürk’ün kıyafetleri ve kendisine verilen hediyeler de bölümde yer almaktadır.

Cumhuriyet Kulesi

Anadolu Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in yaptığı Atatürk’ün gerçek boyutlarında balmumu heykeli ve orijinal çalışma masası bulunmaktadır.
Bu kulenin duvarlarında Atatürk’ün Cumhuriyet ile ilgili şu özlü sözü bulunmaktadır.
En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi kavramış ve onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi gerçekten kanıtlamış olduğumuzdur.
Kulenin içinde, Atatürk’ün öğrenim gördüğü Manastır Askeri İdadisi, Sivas ve Erzurum kongrelerinin binaları, ilk TBMM binasının maketi ve o dönemlere ait fotoğraflar sergilenmektedir.

Mozole

Anıtkabir’in en önemli bölümü olan mozoleye çıkan 42 basamaklı merdivenlerin ortasında “Hitabet Kürsüsü” yer almaktadır. Mermer kürsünün tören meydanı cephesi dairesel geometrik motiflerle süslü olup, ortasında Atatürk’ün “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözü yazılıdır. Kürsü Kenan Yontuç’un eseridir.

Mozole’de Atatürk’ün lahdi.
Mozole 72x52x17 metre boyutlarında uzunca dikdörtgen bir plan üzerine kurulmuş olup, ön ve arka sekiz, yan cepheler ise 14.40 m yüksekliğinde on dört kolonatla çevrelenmiştir. Mozole cephesinde, solda Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesi, sağda ise Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yıldönümünde söylediği Onuncu Yıl Nutku yer almaktadır. Harfler taş kabartma üzerine altın yaldızla yazılmıştır.

Şeref Holü

Şeref Holü’ne bronz kapılardan girilir. Girişte sağda Atatürk’ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk ordusuna son mesajı, solda ise II. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Atatürk’ün ölümü üzerine yayınladığı 21 Kasım 1938 tarihli Türk milletine söylediği taziye mesajı yer almaktadır. Bu iki yazıt Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olan 1981’de yazılmıştır.
Girişin tam karşısında büyük pencerenin yer aldığı nişin içinde, Atatürk’ün sembolik lahdi bulunmaktadır. Osmaniye ilinden getirilen lahit taşı tek parça kırmızı mermer olup 40 ton ağırlığındadır. Lahit taşının yer aldığı bölüm ise beyaz Afyon mermeri ile kaplıdır. Şeref holünün zemini Adana ve Hatay’dan, yan duvarları ise Afyon ve Bilecik’ten getirilen kırmızı, siyah, yeşil ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır.
Şeref holünün 27 kirişten oluşan tavanı ile yan galeri tavanları mozaik ile süslenmiştir. Şeref holünün yüksekliği 17 m olup, yan duvarlarında altışardan 12 adet bronz meşale bulunmaktadır. Mozole yapısının üstü, düz kurşun çatı ile örtülüdür.

Mezar Odası

Atatürk’ün naaşı, mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozolenin birinci katı olan şeref holündeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı olup, piramidal külahlı, tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde Türkiye’deki Bütün İllerden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden ve Azerbaycan’dan gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.

Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi

Ana madde: Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi
Anıtkabir Proje Yarışması şartlarına uygun olarak, Misak-ı Milli ve İnkılâp kuleleri arasındaki bölüm müze olarak belirlenmiştir. Bu amaçla 21 Haziran 1960’ta Anıtkabir Atatürk Müzesi açılmıştır. Burada Atatürk’ün kullandığı eşyalar ve kendisine hediye edilen armağanlar ve giysileri teşhir edilmektedir.
Müzede ayrıca Atatürk’ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından A. Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen’in müzeye armağan ettikleri Atatürk’e ait eşyalar sergilenmektedir.
Genelkurmay Başkanlığı tarafından yenilenen ve yeni bölümler eklenen müze Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi adını almış ve 26 Ağustos 2002 tarihinde (Büyük Taaruz’un 80. yıldönümünde) ziyarete açılmıştır. Yeni düzenleme ile Atatürk mozolesinin altındaki 3000 metrekarelik alan müzeye dahil edilmiştir. Cumhurbaşkanlarının gömülmesi için ayrılan ancak kullanılmayan tonozlu bölüm, Atatürk devrimlerinin anlatıldığı sergi alanlarına dönüştürülmüştür. Yeni bölümler eklenmesi ile müze, Atatürk’e ait eşyaların sergilendiği bir mekân değil, Çanakkale Savaşı ile Kurtuluş Savaşı’nın canlandırıldığı bir müze haline gelmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi Konulu Kabartma

Kompozisyonun sağında bir genç, iki at, bir kadın ve bir erkek bulunmaktadır.Bunlar, savaşın ilk döneminde düşman saldırıları karşısında evlerini bırakıp yurt savunması için yollara düşmüştür. Sağdaki delikanlı arkaya dönmüş, sol elini kaldırıp yumruğunu sıkarak düşmanlara; “Bir gün döneceğiz ve sizden öcümüzü alacağız” demektedir.
Bu üçlü grubun önünde çamura batmış bir araba, çabalayan atlar, tekerleği döndürmeye çalışan bir erkek ve iki kadın ile ayakta bir yiğit ve ona bir kılıç sunan diz çökmüş bir kadın vardır. Bu grup figürleri, Sakarya Meydan Muharebesi başlamadan önceki dönemi temsil etmektedir. Bu grubun solunda, yere oturmuş iki kadın ve bir çocuk, düşman istilası altında, Türk ordusunu bekleyen halkı simgelemektedir. Bu halkın üzerinden uçarak Başkomutan Mustafa Kemal’e çelenk sunan bir zafer meleği vardır.
Kompozisyonun sonunda yere oturan kadın “Vatan Ana”yı, diz çöken genç Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanan Türk ordusunu, meşe ağacı ise zaferi simgelemektedir. Kabartma İlhan Koman

Başkomutan Meydan Muharebesi Konulu Kabartma

Kompozisyonun solunda yer alan ve bir köylü kadın, bir erkek çocuk ve bir attan oluşan grup milletçe savaşa hazırlık dönemini temsil etmektedir. Sonraki bölümde; Atatürk bir elini ileri uzatmış ve “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” diyerek Türk Ordusu’na hedefi göstermektedir. Öndeki melek, Ata’nın emrini, borusu ile uzak ufuklara iletmektedir. Bundan sonraki bölümüde, Atatürk’ün emrini yerine getiren Türk ordusunun fedakarlıklarını ve kahramanlıklarını temsil eden kabartmada, vurulup düşen bir erin elindeki bayrağı kavrayan bir yiğit ile siperde ellerinde kalkan ve kılıçlı bir asker Türk ordusunun taarruzunu sembolize etmektedir. Önde ise elinde Türk bayrağı ile Türk ordusunu çağıran zafer meleği bulunmaktadır. Kabartma Zühtü Müridoğlu’nun eseridir.

Kapuzbaşı Şelalesi( Dünyanın En Büyük İkinci Şelalesi)

Leave a comment

Kapuzbaşı Şelaleri, Yeşilköy Şelaleri ve Derebağ Şelalesi Kayseri ili Yahyalı ilçesi sınırları içerisinde kalmaktadırlar. Şelalere ulaşım Yahyalı ilçesi üzerinden gerçekleşmektedir. Yahyalı ilçesine Kayseri’den iki yolla ulaşabilmek mümkündür. İlk yol ile Kayseri-Niğde-Adana anayolunda bulunan Yeşilhisar ilçesi üzerinden Yahyalı ilçesine varılır. Bu yolun uzunluğu 106 kilometreyi bulmaktadır.
İkinci yol ise Erciyes dağı eteklerinden geçen ve Develi ilçesi üzerinden Yahyalı ilçesine ulaşan yoldur. Bu yolun uzunluğu da 70 km’dir.
Kapuzbaşı Şelaleri
Yahyalı sınırları içersinde kalan şelalelerden en önemlileri şüphesiz ki Kapuzbaşı Şelaleri’dir. Bir vadide yükselen kayalıklara eski Türkçe’de “Kapuz” adı verildiği için bu şelaleler bu adla anılmaktadır. Bunun, Türklerin bahar mevsiminde buraya gelip bu şelaleler başında kopuz çaldıkları için bu adı aldığını nakledenler de vardır. Doğru olanı ise, kayalıkların tabii oluşumundan meydana gelen tanımı olsa gerekir.

Yahyalı ilçesinden Kapuzbaşı Şelaleri 65 km olup, yolun büyük bölümü dağ yolu şeklindedir. Genişletme ve iyileştirme çalışmaları yapılan yoldan ulaşım geçmiş dönemlere oranla çok daha rahat gerçekleşmektedir.
Toroslar’ın Hacer bölgesinde kendi adıyla oluşan çayı meydana getiren Kapuzbaşı Şelaleleri, Kayseri’nin en önemli tabiat harikalarından birisidir…
Şelaler, Kapuzbaşı Köyü’nün yakınındaki Ensenin Tepe adı verilen (1056 m) tepenin doğu ve güneyindeki dar ve derin vadinin yamaçlarından büyük bir gürültüyle akmakta ve ilk görenleri hayrete düşürecek güzelliktedir. Şelalelerin beşi tepenin doğusunda, ikisi güneyinde yer almaktadır.

Kapuzbaşı Şelaleri, 500 metrekarelik bir alan içerisinde beş tanesi büyük ve ikisi daha küçük olmak üzere yan yana dizili 7 adet şelaleden ibaret olup, doğa çatlağından, kayalar arasından fışkıran, 30-76 m. yüksekliklerden çok büyük su debisi ile dökülen, ayrıca yaz ve kış aylarında devamlı surette akan kaynak şelaleleridir. Aladağ-Aksu suları ile birleşerek Zamantı Irmağı’na, oradan da Seyhan Nehri’ne karışırlar.
Çepeçevre bir orman içinden dar bir vadiye akan, debisi son derece büyük olan sular gürültü ve ses ile birlikte dehşetli ve ihtişamlı bir manzara arz ederler. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenen, yaz-kış suları hiç kesilmeyen şelalelerden doğudaki 3 şelale “Takım Şelaleler” adını alırlar ve yükseklikleriyle tanınırlar. Hemen onların yanında yer alan Elif şelalesi ise yayvan ve dağınık olup çevresi mesire yeridir.
Yeşilköy Şelaleleri
Yeşilköy köyüne 3 km mesafedeki ziyaret mevkilerinde bulunan şelaleler, Zamantı Irmağı’nın iki yakasından akmakta olup Antalya-Düden şelalesinin benzeri niteliğindedir. Zamantı ırmağının üstünü kapatan tabi bir köprünün baş kısmında yer alan şelalelerin büyüğü 20 m, küçüğü 10 m yüksekliğindedir. Günün belirli saatlerinde dönüşümlü olarak çekilen ve geri gelen sularıyla halk arasında bir takım efsanelerin doğmasına yol açan Yeşilköy şelaleleri, turistlerin olduğu kadar son günlerde bilim adamlarının da uğrak yeri haline gelmiştir. Yeşilköy Şelalesi’nin döküldüğü yer ile bu yerin biraz yukarısında doğal olarak meydana gelmiş iki adet doğal yer köprüsü mevcut olup bu yerlerde Zamantı Irmağı kaybolup tekrar ortaya çıkmaktadır.
Derebağ Şelalesi
Yahyalı’ya 10 km mesafede olup Derebağ Kasabası, Çağlayan Mahallesi sınırları içerisindedir. Yayvan akışlı kaynak çağlayanlardan olan Derebağ Şelalesi 15 m yüksekliğindedir. İki mağara içinden çıkan temiz ve berrak kaynak suları daha sonra dar bir vadiden akarak Yahyalı’ya ulaşır. Çevresi piknik alanı olarak düzenlenmiştir.
Kapuzbaşı şelaleleri yüksekten akış itibariyle Uganda’da Bulunan Victoria çağlayanı (100 m.) dışında, ABD’de bulunan Niagara’dan (55 m.), Finlandiya’da bulunan İmatra’dan (25 m.), Erzurum’daki Tortum’dan (50 m.), Antalya’da bulunan Düden’den (25 m.) ve Manavgat’tan (5 m.) daha büyüktür.

Kapadokya

Leave a comment

Kapadokya ‘ya gelen hemen herkesin aklına ilk gelen soru Kapadokya ‘daki evleri, kiliseleri, yeraltı şehirlerini kimlerin yaptığı olur. Kapadokya bölgesinde önemli bir Hıristiyan kültürünün geliştiği doğrudur ama Kapadokya kültünün kökenleri Hıristiyanlıktan binlerce yıl öncesine gider. Kapadokyada turizm amaçlı geziye açılmış olan yerlerin büyük bölümü kiliselerdir ve bu yerler hıristiyanlık tarihine ait net izler taşır. Bu noktada sanatın kültürün gelecek tarihlere aktarılmasındaki önemi birkez daha karşımıza çıkar çünkü Kapadokya’nın bir Hıristiyan bölgesi olduğuna dair oluşan izlenimin en büyük nedeni hemen her yerde bulunan kiliselerin ve kilise duvarlarına çizilmiş fresklerin günümüze kadar ulaşmış olmasıdır. Aslında bölgede fresklerden daha da önemli bir sanat vardır ki Kapadokya tarihinin Hitit dönemine kadar uzandığının en basit ispatıdır. Bu sanat Avanos’un hala önemli gelir kaynaklarından biri olan testi yapımıdır. Bölgedeki el sanatları ticareti geleneğinin en az 5000 yıllık bir geçmişi vardır. Tabiiki o zamanlar topraktan yapılan eşyalar süs eşyası olmasının ötesinde gündelik ihtiyaçlar için de yaygın olarak kullanılmaktaydı.

Günümüze ulaşan tarihsel kalıntıların büyük çoğunluğunun Hristiyan kültürüne ait olması ve bölgemize gelen turistlerin de genellikle Hristiyan olması nedeniyle bu kapsamdaki kültürün ticari olarak ön plana çıkartılıyor olması normal karşılanabilir. Ama bence bu kültürün göz ardı edilmesinin bir nedeni de bizim 1071 öncesi Anadolu Tarihine fazla ilgi duymamamız. Halbuki Türkler Anadolu’ya geldiklerinde binlerce yıldır orada yaşayan toplumlar bir anda buharlaşıp kaybolmadılar. Sahip olduğumuz kültürün ve yaşam tarzımızın kökenleri mutlaka 1071 öncesine de bir şekilde uzanıyor. Bu binlerce yıllık kültürün sahipsiz bırakılmadan kendi kültürümüzün bir parçası olduğu bilincinin yaygınlaştırılması gerekiyor.

YERALTI ŞEHİRLERİ

Yeraltı şehri, Kapadokya bölgesinin en ilginç kültürel zenginliklerinden biri olan çeşitli büyüklükteki yeraltı yerleşimleri 150-200 civarındadır. Ancak 25.000 km² bir alanı kaplayan Kapadokya bölgesinin bütün kasaba ve köylerinde büyüklü ve küçüklü kaya yerleşimi bulunduğundan bu sayı daha da artabilir. Bu kaya yerleşimlerinin büyük bir kısmı yumuşak volkanik tüfün aşağıya doğru derinlemesine oyulmasıyla inşa edilmişlerdir. Oyma esnasında oluşan alet izlerinden yapım teknikleri hakkında henüz yeterli bir bilgiye sahip değiliz.

Yeraltı şehirleri kavramı oldukça yaygın olarak kullanıldığından ve bazılarının 30.000 kişiyi barındırabilecek büyüklükte olmasından dolayı bir kısmını ‘Yeraltı Şehri’ olarak daha küçüklerini ise ‘Yeraltı Köyü’ olarak adlandırmak mümkündür.

Kapadokya Bölgesi, geçmişte sık sık çeşitli saldırılara maruz kaldığından, bu şehirlerin yapılış amacı, daha çok tehlike anında halkın geçici olarak sığınmasını sağlamaktır.

Yeraltı şehirleri aynı zamanda yörede bulunan hemen hemen her evle gizli geçitlerle bağlantılıdır. Yörede yaşamış olan insanlar kendilerini daha fazla emniyete almak için yaşadıkları kayadan evleri çeşitli yerlerine geçilmesi zor odalar, tuzaklar hazırlamış, ihtiyaç karşısında kayaların dibine doğru yeni odalar açmışlardır. Böylece koridorlar ve galeriler çoğalarak yeraltı şehirlerini meydana getirmiştir.

Kapadokya Bölgesi’nde Prehistorik Döneme ait yerleşimler bulunmasına karşın bunların yeraltı şehirleri ile ilişkili henüz tam olarak saptanamamıştır. Ancak Prehistorik Dönem insanlarının hiç olmazsa birkaç odadan ibaret yapay kaya sığınaklarında barınmış olmaları gerekmektedir.

Özellikle Nevşehir civarında Roma Dönemi’ne ait kaya mezarları da yeraltı yerleşiminin hemen yakınında olup onlar gibi geniş alanlara yayılmıştır. Hatta kaya mezar odalarında yer alan nişli klineler yeraltı şehirlerinde de bulunmaktadır. Bu, Roma Dönemi halkının da yeraltı şehirlerinin yapımında bir rolü olduğunu göstermektedir. Yeraltı şehirlerine ait bütün bulgular M.S. 5-10. yüzyıllar arasına yani Bizans Dönemi’ne aittir. Genellikle dini ve sığınma amaçlı olarak kullanılan yeraltı şehirlerinin sayısı bu dönemde artmıştır. Bizans Dönemi’nde 7. yüzyılda başlayan Arap-Sasani akınları karşısında Kapadokya’da yaşayan Hıristiyan topluluklar sürgü taşlarını kapatarak kendilerini savunuyorlardı. Düşman ise içerde kendini pek çok tehlike ile karşı karşıya kalacağını bildiğinden daha çok su kuyularını zehirleyerek yerli halkı dışarı çıkartmak için çalışıyordu.

Selçukluların da bu yeraltı şehirlerinden yararlandıkları ve askeri amaçlı kullandıkları sanılmaktadır. Çünkü Kapadokya Bölgesindeki Selçuklu Kervansarayları bu yeraltı şehirlerinin 5-10 km uzağında bulunmaktadır. Örneğin Dolayhan Kervansarayı – Tilköy yeraltı şehri, Sarıhan Kervansarayı – Özkonak yeraltı şehri, Ağzıkarahan Kervansarayı – Pınarbaşı (Geyral) yeraltı şehri.

Yeraltı şehirleri hakkında en eski yazılı kaynak Xenophon’un ‘Anabasis’ adlı kitabıdır. Xenophon, Anadolu’da ve Kafkaslarda yaşayan insanların evlerini yerin altına oydukları ve evlerin birbirlerine dehlizlerle bağlı olduğundan bahsetmektedir. Xenophon M.Ö. 4. yüzyılda yaşadığına göre yeraltı yerleşimlerini en kesin bir şekilde bu döneme tarihlemek mümkündür.

Bölgedeki en eski ciddi çalışmayı 1960-1970 yılları arasında yapan Alman Martin Urban ise yeraltı yerleşimlerini M.Ö. 7.-8. yüzyıllara tarihlemektedir.

ARTVİN KARAGÖL GEZİSİ

Leave a comment

Yeşiliyle gözünüzü yoran Karadenizde daha yeşil bir yer düşünün işte tam orada Artvin ilini ve doğa üstü güzelliğiyle başınızı döndürecek olan Karagölü bulabilirsiniz.

Eğer Karadenize yolunuz düşerse yada Karadeniz turu yapmak isterseniz kesinlikle Karagölü görmeden gitmemelisiniz. Rengarenk ağaçlarıyla çevrilmiş göl kıyısında yapacağınız günübirlik bir tatil sizi hayat koşuşturmasından alıp ufak bir nefes almanıza vesile olur.

Karagöl; Artvin İli, Borçka ilçe merkezine 27 km uzaklıktadır. Ayrıca Karagöl 40 milli parkımızdan biridir.

Karagöle girdiğinizde yöresel karadeniz evlerini, kurutulmuş mısırlarını ve birbirinden sıcak kanlı insanlarıyla tanışıp, karadenizin birbirinden lezzetli süt ürünlerini ve yöresel yemekleriyle lezzetli bir kahvaltı ve yemek yiyebilir hafızanıza kazınacak ufak bir tatil yapabilirsiniz.

2013 TE EN ÇOK NE ARADIK ?

Leave a comment

Google Zeitgeist 2013′ün en hızlı yükselen seyahat noktaları aramalarında Antalya, Bodrum, Kıbrıs gibi tatil destinasyonları üst sıralarda yer aldı.

Türkiye’de farklı kategorilerden oluşan trend listelerinde kişilerde Nil Erkoçlar, dizilerde Güneşi Beklerken, şarkılarda da “Yatcaz Kalkcaz ” (Gülşen) ilk sıralarda yer aldı. Türkiye de en çok aranan sözcükler ise sırasıyla “eokul ” , “ösym ” ve “altın fiyatları ” oldu.

· Yemek tarifinde “Sarımsak çayı ” , diyette ise “göbek eritme ” liste başına çıkarak Türk insanının yemek kadar kilo verme konusuna da ilgi duyduğunu ortaya koydu.

· Google Zeitgeist 2013′ün en hızlı yükselen seyahat noktaları aramalarında Antalya, Bodrum, Kıbrıs gibi tatil destinasyonları üst sıralarda yer aldı.

· Bir süre önce ölen eski Güney Afrika devlet başkanı Nelson Mandela ve aktör Paul Walker global listenin başında yer alan isimler oldu.

2013 te neleri merak ettik, kimleri aradık, hangi diyetleri uyguladık, hangi şarkılarla eğlendik?

Türkiye’de farklı kategorilerden oluşan trend listelerinde kişilerde Nil Erkoçlar, dizilerde Güneşi Beklerken, şarkılarda da “Yatcaz Kalkcaz ” (Gülşen) ilk sıralarda yer aldı. Türkiye de en çok aranan sözcükler ise sırasıyla “eokul ” , “ösym ” ve “altın fiyatları ” oldu.

· – Yemek tarifinde “Sarımsak çayı ” , diyette ise “göbek eritme ” liste başına çıkarak Türk insanının yemek kadar kilo verme konusuna da ilgi duyduğunu ortaya koydu.

· – Bir süre önce ölen eski Güney Afrika devlet başkanı Nelson Mandela ve aktör Paul Walker global listenin başında yer alan isimler oldu.

Google ın her yılın sonunda açıkladığı Zeitgeist (zamanın ruhu) kapsamında açıklanan çeşitli kategorilerdeki binden fazla Trend ve En Çok Aranan “Top10 ” listesi, 72 ülkede o yıl boyunca dünyanın ilgisini en çok çeken kişiler, olaylar, mekanlar ve anlarla ilgili durumu net biçimde ortaya koyuyor:

Dünyada Trend Olan Aramalar

1. Nelson Mandela

2. Paul Walker

3. iPhone 5s

4. Cory Monteith

5. Harlem Shake

6. Boston Marathon

7. Royal Baby

8. Samsung Galaxy 4s

9. PlayStation 4

10. North Korea

Türkiye de En Çok Arananlar

1. Eokul

2. Ösym

3. Altın fiyatları

4. İşkur

5. Pepe

6. Rüya tabirleri

7. Wolfteam

8. Şans Topu

9. Gangnam Style

10. Justin Bieber

11. Ankara nın Bağları

Türkiye de Trend Olan İsimler

1. Nil Erkoçlar

2. Mehmet Ali Birand

3. Atalay Demirci

4. Tuncel Kurtiz

5. Mabel Matiz

6. Ayda Mosharraf

7. Gözde Kansu

8. Kerem Bursin

9. Vahide Gördüm

10. Yolanthe Cabau

Türkiye de Trend Olan Şarkılar

1. Gülşen – Yatcaz Kalkcaz

2. Demet Akalın – Türkan

3. Hande Yener – Ya Ya Ya

4. Mustafa Ceceli – Sevgilim

5. Tarkan – Firuze

6. Emre Kaya – Teşekkür Ederim

7. Sertab Erener – İyileşiyorum

8. Ferman Toprak – Hayatı Tespih Yapmışım

9. Leyla The Band – Yokluğunda

10. Sıla – Aslan Gibi

Türkiye de Trend Olan Diziler

1. Güneşi Beklerken

2. Karadayı

3. Medcezir

4. Bir Aşk Hikayesi

5. Tatar Ramazan

6. Babam Sınıfta Kaldı

7. Çalıkuşu

8. İşler Güçler

9. Fatih Harbiye

10. Beni Böyle Sev

Türkiye de Trend Olan Filmler

1. Celal ile Ceren

2. Evim Sensin

3. Cem Yılmaz Fundamentals

4. Romantik Komedi 2

5. Hükümet Kadın

6. Çakallarla Dans 2

7. Kelebeğin Rüyası

8. Şirinler 2

9. Iron Man 3

10. Selam Filmi

Türkiye de Trend Olan Aramalar

1. Gangnam Style

2. Legend online

3. Harlem Shake

4. MHRS

5. Gezi Parkı

6. Altın fiyatı

7. Elektronik sigara

8. Marmaray

9. Vasfiye Teyze

10. Candy Crush

Türkiye de En Çok Aranan Yemek Tarifleri

1. Sarımsak çayı

2. Muhallebili kadayıf

3. Karnıyarık

4. Karnıbahar kızartması

5. Ezogelin

6. Pandispanya keki

7. Kruvasan tarifi

8. Kalburabastı

9. Paşa lokumu

10. Hamsili pilav

Türkiye de En Çok Aranan Diyetler

1. Göbek eriten

2. Dukan

3. Alkali

4. Karatay

5. İsveç

6. Hamilelik

7. Ender Saraç

8. Yağ Yakıcı

9. Ketojenik Diyet

10. Şeyda Coşkun

Türkiye de En Çok Aranan Tatil Noktaları

1. Antalya

2. Bodrum

3. Kıbrıs

4. Mersin

5. Saroz

6. Ağva

7. Maldivler

8. Datça

9. Alanya

10. Fethiye

Türkiye de En Çok Aranan “Nasıl Yapılır? ” Başlıkları

1. Abdest nasıl alınır

2. Nasıl oraya giderim

3. Aşure nasıl yapılır

4. Makarna nasıl yapılır

5. Satranç nasıl oynanır

6. Sivilce nasıl geçer

7. Nasıl makyaj yapılır

8. Nasıl kilo alınır

9. Hıçkırık nasıl geçer

10. Kravat nasıl bağlanır

Older Entries Newer Entries